
Netflix’te İzleyebileceğiniz En İyi 10 Seri Katil Filmi ve Dizisi
Seri katil hikâyeleri, Netflix kataloğunun en çok izlenen türleri arasında yer alıyor. Özellikle Amerikan toplumunun seri katillere olan ilgisi malum. Netflix de bu ilginin farkında olsa gerek, bu katilleri medyatik isimler haline getirmeyi fazlasıyla seviyor. Platformun kataloğunda hem true crime türündeki belgeseller hem de seri katil konulu sayısız iş bulabilirsiniz. Sizi katillerin çarpık zihinlerinin kıvrımlarında davet eden bu yapımlar, dikkatin en önemli sermaye olduğu çağımız için âdeta biçilmiş kaftan.
Bu listede klasiklerden yeni yapımlara, antoloji dizilerden uzun metraj filmlere seri katil temalı on film ve diziyi en iyiden en kötüye sıraladık. Sıralamayı yaparken dikkat ettiğimiz birkaç temel şey var: Katilin psikolojik derinliği, yapımın klişelerden ne kadar kaçabildiği ve tabii ki gerilim dozu. Bu listede sizi 10 küsür sezon boyunca ekrana sağlayacak uzun soluklu hikâyeler, hem de bir vakayı derinlemesine inceleyen ve bir seferde bitirebileceğiniz yapımlar var. Eğer seri katil hikâyelerinin cazibesine karşı koyamayanlardan ve insanın ne denli karanlık olabileceğini merak edenlerdenseniz, listemiz tam size göre.
Listemizin zirvesinde, seri katil türünün ustalarından, Se7en (1995) ve Zodiac (2007) gibi iki klasiğe imza atan David Fincher’ın yaratıcılığını üstlendiği Mindhunter (2017) var. Yetmişlerin sonunda geçen dizi, ABD’de suç üzerine yapılan çalışmaların şekil değiştirdiği ve daha sosyolojik bir boyut kazandığı bir dönemi ele alıyor. Dizi özellikle sosyal medyada dolaşıma giren ve seri katil röportajlarından alınan gerçekçi sahneleriyle büyük ses getirmişti. Eğer seri katillerin psikolojik profillerine meraklıysanız, Mindhunter sizi “terapi odasının” tam ortasına bırakıyor. Katillerin annesiyle ilişkisinden çocukluk anılarına, dehşet dolu anılarla dolu röportaj sahneleri, sürekli diken üstünde hissetmenizi sağlayacak. Yalnız uyaralım, özellikle katillerin cinayet detaylarını ballandıra ballandıra anlattığı sahneler bazı seyirciler için zorlayıcı olabilir. Her ne olursa olsun, hem incelikli senaryosu, hem oyunculuk performansları, hem de Fincher’ın titiz yönetmenliğiyle Mindhunter listemizin ilk sırasını sonuna kadar hak ediyor.
Tüm zamanların en sevilen suç dizilerinden Dexter (2006-2013), Miami Polis Departmanı’nda çalışan kan analisti Dexter Morgan’ın, cezasız kalmış suçluları öldürdüğü çifte yaşamını konu alıyor. Ekranda gördüğümüz en “sempatik” seri katillerden biri Dexter’de adeta şeytan tüyü var. Başrolünde seri katillere yer veren Dahmer (2022) ya da Hannibal (2013-2015) gibi dizilere kıyasla, burada tüm “psikopatlığına” rağmen özdeşleşebileceğimiz, insani bir katil söz konusu. Bu anlamda listemizdeki You’nun (2018-2025) stalker’ı Joe’la birlikte anabiliriz Dexter’i. Hatta Dexter Joe’ya göre en azından romantik ilişkiler konusunda çok daha iyi. Ancak yumuşak mizacı sizi yanıltmasın, gözlerinizi ekrandan çevirmek zorunda kalabileceğiniz, kan ve şiddet dolu cinayetler işlemekten zevk alan bir anti-kahraman var karşımızda. Breaking Bad‘in (2008-2013) Walter White’ı kadar olmasa da, televizyon tarihinin en karizmatik anti-kahramanlarından biri diyebiliriz Dexter için.
Üçüncü sıramızda kimilerinin fazlasıyla “cheesy” bulabileceği, ucuz romandan bozma bir dizimiz var: You (2018-2025). Netflix’in en popüler yapımlarından biri olan You, saplantılı bir stalker olan Joe Goldberg’in bir seri katile dönüşme hikâyesini ele alıyor. Her sezonda kimlik değiştiren Joe’yla birlikte farklı bir kurbanın hikâyesine tanık oluyoruz. Joe, Amerikan toplumunun “sempatik ve yakışıklı” seri katillere dair takıntısını sonuna kadar kullanan, bu katil figürünü adeta romantize eden, tuhaf fakat bir o kadar da sürükleyici ve kendini izlettiren bir yapım. İdeal erkek arkadaş rolüyle kadınların kalbini çalan, “centilmenliğiyle” bazen seyirciyi bile tuzağına düşüren Joe’nun “aşk için” daha ne kadar ileri gidebileceğini izlerken, bir bakmışsınız ki sezonlar geçip gidiyor. Bu anlamda dizinin listemizdeki en sürükleyici ve hızlı tüketime uygun iş olduğunu söyleyebiliriz. Zaman öldürecek ve merakınızı sonuna kadar diri tutacak bir yapım arıyorsanız, You’yu rahatlıkla “binge”leyebilirsiniz. .
Son dönemin popüler suç dizilerinden Netflix imzalı Dahmer (2022) (ya da asıl ismiyle Dahmer – Monster: The Jeffrey Dahmer Story), Monster isimli antoloji dizinin ilk halkası. Yaratıcılığını Ryan Murphy ve Ian Brennan’ın üstlendiği dizi, her sezonunda başka bir katili konu alıyor. Dizinin, 1978–1991 yılları arasında 17 kişiyi öldüren Jeffrey Dahmer’e odaklanan ilk sezonunu, Lyle ve Erik Menendez’i merkeze alan ikinci sezon izledi. Listemizdeki en tartışmalı işlerden biri Dahmer. Dizi yayınlandıktan sonra kurbanların aileleri hem tetiklendikleri için, hem de dizinin kurbanları temsil etme şekliyle ilgili Murphy’e tepki göstermişti. Etrafındaki tartışmalar da düşünüldüğünde, Dahmer’in Netflix’in “clickbait” türündeki yapımlarından biri olduğunu görebilirsiniz. Ancak dizinin hem prodüksiyon kalitesi ve sürükleyici senaryosu, hem de başroldeki Evan Peters’in tekinsiz derecede gerçekçi performansıyla bu “hype”ı hak ettiğini de ekleyelim. Kurbanlarla ilgili etik endişeleri bir süreliğine “askıya almayı” başarırsanız ve hikâyeyi bir kurmacaymış gibi düşünürseniz, diziden daha az hasarla çıkabilirsiniz.
BBC yapımı The Serpent (2021), Fransız seri katil Charles "the Serpent" Sobhraj’ın işlediği cinayetlerden esinlenen bir suç dizisi. 1975-1976 yılları arasında pek çok otostopçuyu öldüren Charles’ı dizide canlandıran isim ise, A Prophet (2009) filmiyle tanıdığımız Tahar Rahim. Katili büyük bir gerçekçilikle canlandıran Rahim’in performansı, dizinin en büyük artılarından. Kurbanlarını hippielerden seçen Charles’ın hikâyesi üzerinden dönemin karşı kültür politikalarına da değinen dizi, özellikle 70’leri yeniden canlandırmak konusunda ustaca bir iş çıkarıyor. Dizinin zayıf tarafı ise, kafa karıştıran zaman atlamaları ve takip etmesi zor kronolojisi. Bu nedenle diziye başlamadan önce Serpent’in hayatına bir göz atmanızı öneririz, böylece olay örgüsünü takip ederken kaybolmaz ve Rahim’in etkileyici performansına odaklanabilirsiniz. Eğer döneme özel bir ilginiz varsa, yer yer kurmacaya kurban gitmiş bazı tarihsel tutarsızlıklar gözünüze batabilir. Yine de 70’ler ruhunu iliklerinize kadar hissedeceğinize emin olabilirsiniz.
BBC yapımı polisiye dizi The Fall (2013), çalışan kadınları öldüren bir seri katili ve onu yakalamaya çalışan dedektif Stella Gibson’ı merkezine alıyor. Hikâye temelde Dennis Rader adlı gerçek bir Amerikalı seri katilden esinleniyor. Listemizde şu ana dek genellikle katilin başrolde olduğu işlere yer verdik. Burada ilk sıramızdaki Mindhunter’a daha yakın duruyoruz ve olaylara polislerin gözünden bakıyoruz. Ancak benzerlerinin tersine The Fall, katilin kim olduğunu baştan ele veriyor. Katillerle dedektifler arasındaki kedi-fare oyununu sevenler, dizide bir Zodiac havası bulabilirler. Ayrıca polis istasyonları, cinayet büro hikâyeleri ve adli tıp süreçleriyle ilgiliyseniz, The Fall’da aradığınızı bulabilirsiniz. Üstelik polisiyelerin aranan yüzü, The X Files’ın (1993-2018) yıldızı Gillian Anderson’ın başroldeki etkileyici performansı da cabası. Seri katili canlandıran Jamie Dorman’ın uzmanlar tarafından “fazlasıyla aslına uygun” bulunan oyunculuğuna hiç girmeyelim bile…
Antoloji formatında yayınlanan Netflix imzalı Slasher (2016), her sezonunda farklı bir seri katile odaklanan bir korku derlemesi. Hem hikâyedeki sürprizler hem de seyirciyi şok eden şiddet sahneleriyle dikkat çeken dizi, gore severler için biçilmiş kaftan. Listemizde şu ana kadarki yapımlarda çoğunlukla suç ve suçlu psikolojisine odaklanan işlere yer vermiştik. Slasher’da ise biraz daha “eski üsul” korkuya dönüyor, katilden ve iç dünyasından çok, etrafa saçtığı dehşete bakıyoruz. Halloween (1978), A Nightmare On Elm Street (1984) ve Friday the 13th (1980) gibi şiddet dozu yüksek slasher klasiklerini seviyorsanız, dizinin her biri farklı bir maskenin ardında dehşet saçan katilleri sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Yalnız 80’lere göre görsel efektlerin çok daha gerçekçi olduğunu hatırlatalım.
Bilimkurgu esintileri de taşıyan In the Shadow of the Moon (2019), tıpkı listemizdeki The Fall gibi seri katil-takıntılı dedektif ikilisine odaklanan bir başka psikolojik gerilim. Seri katilin hikâyesinden yola çıkarak insan zihninin tehlikeli bölgelerinde keşfe çıkan film,gerilimi sonuna kadar koruyan sürükleyici senaryosuyla öne çıkıyor. Polisiyede Finchervari akıl oyunları ve yapbozvari anlatıları seviyorsanız, bu filme bir göz atın deriz. Ancak senaryonun yer yer mantık hatalarından kaçamadığını, karakterlerin ise Fincher’la kıyaslanamayacak kadar yüzeysel kaldığını ekleyelim. Yine de hem başarılı bir şekilde canlandırdığı 1980’ler atmosferi, hem de teknik açıdan kuvvetli aksiyon sahneleriyle filme bir şans verin deriz.
Stephanie Perkins’in aynı adlı romanından uyarlanan There’s Someone Inside Your House (2021), yalnızca gençleri hedef alan ve kimliği belirsiz seri katilimizin kasabaya dehşet saçtığı bir başka slasher. Tıpkı Slasher gibi, bu filmde de Halloween ve Scream gibi, özellikle gençlerin dünyasında geçen slasher klasiklerinden izler taşıyor. Filmi listemizdeki diğer yapımlardan ayıran asıl özelliği ise, yer yer bir slasher parodisine kayan kendine has mizahı. Öte yandan bu mizah, filmi tamamen kurtarmaya yetmiyor. Filmin listemizin bu kadar alt sıralarında yer almasının sebebi, sanki yapay zekaya “slasher klasiklerinden bir neo-slasher yap” komutu verilmişe benzeyen senaryosu. Sunduğu korkuyla karışık eğlenceye lafımız yok, ancak referans verdiği klasiklerdeki kalitenin de esamesi okunmuyor.
1830’da geçen bir dedektiflik hikâyesi anlatan The Pale Blue Eye’ın (2022) listemize girebilmesinin ana sebebi, başrolünde ünlü yıldız Christian Bale’in etkileyici performansı. Polisiye türünü gotik bir korku atmosferiyle harmanlayan film, özellikle prodüksiyon tasarımı ve tarihi referanslar konusunda başarılı. Listemizde son sıraya yerleşmesinin sebebini merak ediyorsanız, filmin ilk yarısında sunduğu potansiyeli finaliyle adeta heba etmesi diyebiliriz. Son dönemeçte melodrama sert bir şekilde direksiyon kıran yönetmenimiz, hem kurduğu etkileyici “Edgar Allan Poe” atmosferini, hem de dönem polisiyelerinin o kendine has ürkütücü ruhunu heba ediyor adeta. Yine de The Pale Blue Eye, “edebi” tarzıyla listemizdeki diğer yapımlardan ayrılarak eski usul bir gizem hikâyesi sunuyor seyirciye. Sırf bu nedenle bile izlemeye değer.



























