
Jennifer Lawrence’ın En İyi On Filmi
Jennifer Lawrence çağımızın en sevilen oyuncuları arasında. Genç yaştan itibaren başlayan oyunculuk kariyeri boyunca pek çok önemli filmde rol aldı ve global çapta bir şöhret edindi. Samimi tavırları ve yıldız kibrini reddeden karakteriyle yıllardır Hollywood’un en sevilen figürleri arasında yer alıyor. Peki ama Jennifer Lawrence’ı genç yaşlardan itibaren ünlü yapan filmler hangileri? Rol aldığı en iyi filmler neler?
Okumakta olduğunuz rehberimizde bu soruları yanıtlamaya çalışıyoruz. Jennifer Lawrence’ın kariyerinin ilk günlerinden başlayarak rol aldığı tüm yapımları değerlendiriyor ve oyuncunun en iyi 10 filmini seçiyoruz. Seçimlerimizi ve sıralamamızı oluştururken oyuncunun oynadığı filmlerdeki performansının yanı sıra filmlerin genel kalitesini de değerlendirdiğimizi belirtmek gerek. Büyük bütçeli blockbuster’lardan bağımsız yapımlara uzanan bu çok yönlü liste size Jennifer Lawrence’ın kariyer hikâyesine dair de bir yolculuk sunacak.
Listemizin 10. sırasında bir ajan filmi var. Jennifer Lawrence’ı başrole taşıyan ve Rusya-ABD arasındaki istihbarat mücadelesine odaklanan Red Sparrow (2018) Soğuk Savaş yıllarının popüler anlatılarını bugünün politik ortamında yeniden üretiyor. Yönetmenlik koltuğunda Jennifer Lawrence’la Hunger Games serisinde de birlikte çalışan Francis Lawrence’ın oturduğu film aynı adlı romandan uyarlama. Jennifer Lawrence’ı belki de kariyerindeki özdeşlik kurması en zor rolde izliyoruz burada. Zira Dominika Egorova, duygularını geri plana atan, soğukkanlı bir Rus ajanı. Cinselliği, cazibeyi düşmanlarını manipüle etmek için kullanıyor. Lawrence’ın ilerleyen maddelerde karşılaşacağınız pek çok önemli rolünde (The Hunger Games bunun başında geliyor) seyircinin sempati beslediği karakterleri canlandırdığı bir gerçek. Ancak Red Sparrow da oyuncunun kariyerindeki iyi performanslar arasında, buna şüphe yok.
Öte yandan Red Sparrow, genel kalitesinden ziyade meraklısına sunduğu seyirlikle öne çıkan bir yapım. Filmin hikâyesiyle yeni bir söz yarattığını söylemek mümkün değil. Benzerlerini Black Widow (2021), Atomic Blonde (2017) ve Anna (2019) gibi yapımlarda da gördüğümüz, eski usul ajan filmleri formülüne başarılı, ölümcül ve güzel bir kadın karakterin enjekte edilmesi olarak görebiliriz filmi. 2 saat 20 dakikalık süresi de oldukça uzun. Disney+ üzerinden izlenebilen film ajan filmi meraklılarına keyif verecektir ancak mutlaka izlemeniz gereken filmlerden biri de değil kesinlikle.
Yönetmenlik koltuğunda yıldız oyuncu Jodie Foster’ın oturduğu The Beaver (2011), hem aile hem de iş hayatında sorunlar yaşayan bir adamın bu sorunlardan sıradışı bir yolla kurtulmaya çalışmasını anlatıyor. Mel Gibson’ın canlandırdığı Walter Black’in eline taktığı bir kunduz kuklasıyla ilişkisini izliyoruz aslında. Film bu ilişkiyi depresyonla mücadele açısından bir sembol olarak kullanıyor. Jennifer Lawrence da burada küçük ama etkili bir rolle yer alıyor. Dışarıdan bakıldığında oldukça başarılı bir görüntü çizen ancak önemli bir travmayı bu başarının altına gizleyen Norah’ın kırılganlığını çok ölçülü bir performansla perdeye yansıtıyor Lawrence. Listemizin üst sıralarında karşınıza çıkacak Winter’s Bone’daki (2010) performansıyla çıkış yapan Lawrence bu filmle iyice dikkatleri üzerine çekmişti.
Temelde bir erkeğin depresyonla mücadelesini anlatan The Beaver’ı Lars and the Real Girl (2007) ve The Weather Man (2005) gibi filmlere benzetebiliriz. Depresyon gibi sıklıkla anlatılan bir konuya bazı tuzaklara düşmeden yaklaşabilmek maharet ister. The Beaver, bunu başarılı oyunculuklarla yapabilen bir film olduğundan listemizde kendine yer buluyor. Öte yandan size unutulmaz bir deneyim yaşatacak bir film de yok karşımızda. Mel Gibson, Jennifer Lawrence ve Jodie Foster’ı bir arada sıcak bir hikâyede izlemek isterseniz The Beaver’a bir şans verebilirsiniz.
American Hustle (2013) ve Silver Linings Playbook (2012) gibi yapımlarda da birlikte çalışan Jennifer Lawrence - David O. Russell ikilisi Joy’da (2015) da başarılı bir birlikteliğe imza atar. Filmde Joy Mangano adlı kadın bir mucitin yaşam öyküsünü izleriz, Lawrence da başroldedir. Bir temizlik kovasının icadı üzerinden değişen bir hayatı anlatan film esasında böyle bir yaşam öyküsünü kadın olarak yaşamanın ne denli azim, mücadele ve dayanıklılık gerektiğini vurgular. Burada Jennifer Lawrence’ın payı çok önemlidir. Zira bir yandan karakterinin yaşadığı zorlukları aktarırken kurban pozisyonuna savrulmamak oyunculuk performansının kritik olduğu bir denge gerektiriyor. O kontrollü sabrı, Lawrence’ın oyununda rahatlıkla gözlemleriz. Jennifer Lawrence bu filmdeki rolüyle Altın Küre kazanır, Oscar’a da aday gösterilir.
Joy, ilginç biyografi filmlerini sevenler için gayet güvenli bir seçenek. Epey ilginç bir kadının yaşam öyküsünü, iyi bir yönetmen ve başrol oyuncunun ellerinden izliyoruz. Öte yandan yan rollerde Robert De Niro, Bradley Cooper, Isabella Rossellini gibi önemli isimler var ama bu filmin her anlamdaki yıldızı Jennifer Lawrence kesinlikle. Yan rollerdeki başarılı oyuncular bile onun ışıltısıyla parıldıyor. Erin Brockovich (2000) ve Wild (2014) gibi güçlü kadın öyküleri size de güç veriyorsa Joy’a da bir şans tanıyabilirsiniz. Disney+ üzerinden izleyebileceğiniz 107 dakikalık film, seyircisine keyifli bir öykü vaat etmesiyle listemizde yer alıyor.
Geldik listemizin tartışmasız biçimde en ayrıksı filmine. mother!’da (2017) Jennifer Lawrence ve Javier Bardem’in canlandırdığı bir çiftin taşrada geçen sakin yaşamının gelen misafirlerle bölünmesini izliyoruz. Ancak bu, mother!’ı anlatabilmek için asla yeterli değil. Filmin adından başlayarak ele aldığı temalar “Doğa Ana”nın çektiği azaba dair bir alegori olarak özetlenebilir. Black Swan (2010) ve Requiem for a Dream (2000) gibi filmleriyle tanıdığımız yönetmen Darren Aronofsky oluşturduğu yüzeysel hikâyeyi arka plandaki semboller dünyasının bir yansıması olarak planlıyor. Dolayısıyla bu filmi izleyecekseniz kendinizi sembolizme, kaosa ve kakafoniye hazırlamalısınız.
Aronofsky’nin bu filmi tasarlayabilmesindeki temel unsurlardan birisi de Jennifer Lawrence’ın oyunculuğu elbette. Duygusal atmosferin hızla yükseldiği ve âdeta bir kıyamet anlatısına dönüşen filmin esas etkisi Lawrence’ın mimikleriyle şekilleniyor. Zira olan bitenin tek farkında olan karakter kendisi gibi. Dolayısıyla bu çok yoğun performans oyuncunun kariyerindeki en zor ve ayrıksı rollerden biri olarak da dikkat çekiyor. Film gösterildiği dönemde Lars von Trier imzalı Melancholia (2011) ve Terrence Malick imzalı The Tree of Life’a (2011) benzetilmişti. Bu listede yer almasının sebebi de o dönem yarattığı etki ve açtığı tartışma alanları elbette. Dilerseniz bu 2 saatlik yapımı izleyip tartışmaların bir parçası olabilirsiniz ancak uyarmadı demeyin, çok kolay bir seyir deneyimi olmayacak.
Listemizin altıncı sırasında yer alan Don’t Look Up (2021) güncel bir politik taşlama. Yönetmen Adam McKay’in yazıp yönettiği film bugün dünyanın sonu gelse neler yaşanırdı sorusunun etrafında dolaşıyor. İki astronom dünyaya yaklaşmakta olan bir kuyruklu yıldızın insanlığı yok edeceğini herkese anlatmaya çalışıyor. Ancak bu bilim insanları seslerini duyurmakta bile zorlanıyorlar. Adam McKay, kurmaca bir fikirden yola çıkarak günümüzde insanlığın iklim değişikliği gibi hayati konulara olan yaklaşma biçimini parodileştiriyor. Jennifer Lawrence ise DiCaprio’yla birlikte dünyayı uyarmaya çalışan iki bilim insanından birisini canlandırıyor. Lawrence’ın burada kendi esprili personasını da kullanarak filme çok iyi bir katkı yaptığını söylememiz gerek. Oyuncunun bilhassa komedi rollerinde ne kadar başarılı olduğunun en iyi örneklerinden birisi Don’t Look Up.
Filmin oyuncu kadrosu yıldızlar geçidi gibi: Leonardo DiCaprio, Jonah Hill, Timothée Chalamet, Cate Blanchett ve Meryl Streep bu kabarık listenin yalnızca birkaç ismi. Hem çok eğlenceli hem de günümüz gerçekliğine dair net bir politik tavrı olan bir film ilginizi çekiyorsa Don’t Look Up’ı kaçırmamalısınız. Size Dr. Strangelove (1964) ve Wag the Dog (1997) gibi siyasal eleştiri filmlerini kolayca hatırlatacak. Netflix yapımı filmi hâlâ bu platform üzerinden izlemek de mümkün. 2 saat 18 dakikalık süresi ise sizi hiç korkutmasın, vaktinizi aldığına değecek.
Elbette Jennifer Lawrence’ı dünya yıldızı yapan temel nokta rol aldığı büyük bütçeli gişe filmleri oldu. Ancak burada da kendine ait bir yol açmayı başardı başarılı oyuncu. X-Men serisi bunun en iyi örneği olabilir. Daha önce Rebecca Romijn tarafından canlandırılan Mystique karakterini serinin yeni uyarlamasında Jennifer Lawrence canlandırdı. Dolayısıyla kariyerinin başından itibaren ABD’li, sarışın ve güzel kız çerçevesine indirgenen Lawrence her insanı taklit edebilen, mavi ciltli bir karaktere hayat verdi ve oyunculuğunu öne çıkardı.
X-Men: Days Of Future Past (2014), 2000 yılında başlayan X-Men serisinin yedinci filmi. X-Men: First Class’la (2011) başlayan ve ilk üçlemenin öncesini anlatan yeni serinin de ikinci basamağı. Bu kalabalık listeden bu filmi seçmemizin sebebiyse yeni üçlemede kalitesiyle öne çıkan yapım olması. Bryan Singer’ın yönetmenliğini üstlendiği film hem aynı adlı önemli çizgiromanı sinemaya uyarlıyor hem de iki üçlemeyi tek bir anlatıda buluşturuyor. Jennifer Lawrence’ın canlandırdığı Mystique de burada önemli bir konumda. Eğer X-Men filmlerine pek aşina değilseniz X-Men: Days Of Future Past’la başlayabilir ve bu serideki pek çok karakteri bir arada tanıyabilirsiniz. Disney+ üzerinden izleyebileceğiniz film size Avengers: Endgame’de (2019) yaşananları hatırlatacak.
Jennifer Lawrence’ın kariyer öyküsünü kendine has hâle getiren unsurların başında The Hunger Games (2012) geliyor. Suzanne Collins’in fenomen kitabı “Açlık Oyunları”ndan uyarlanan bu distopik seriyi kitlelere ulaştıran şeylerden biri Jennifer Lawrence’ın başroldeki performansı oldu. Lawrence hem duygusal hem de fiziksel olarak yoğun bir oyun gerektiren bu rolün altından başarıyla kalktı ve serinin kalitesini yukarılara çekmeyi başardı. Dört film boyunca The Hunger Games’i kültürel bir fenomene çevirirken kendisi de kuşağının en büyük yıldızlarından birine dönüştü.
The Hunger Games esas olarak günümüzün bazı unsurlarını geleceğe taşıyıp bir distopya evreni kuran bir yapım. Fiziksel olarak bölgelere ayrılmış sınıflar yıllık olarak ölümcül bir yarışa katılıyorlar ve buradan yalnızca tek bir kişi diri olarak çıkıyor. Katniss Everdeen’in toplumun en alt tabakasından başarıya ulaşmasını izlediğimiz filmde sınıflar arası dengesizliklerin arttığı, sosyal medyanın hayatın her alanını sahneye dönüştürdüğü çağımızın ölümcül bir projeksiyonunu izliyoruz âdeta. The Running Man (1987) ve Battle Royal (2000) gibi hayatta kalma anlatılarını daha geniş bir perspektifle izlemek isterseniz The Hunger Games sizi memnun edecektir. Yine de bunun genç yetişkinler için üretilmiş bir seri olduğunu ve bazı mantık hatalarının canınızı sıkabileceğini de not düşelim. Buna, Prime Video ya da TV+ üzerinden filmi izleyip kendiniz karar verebilirsiniz.
Listenin ilk üç sırasında sizi üç kaliteli film karşılıyor olacak. American Hustle (2013), yönetmenliğini David O. Russell’ın üstlendiği bir suç filmi. 1970’ler sonu 1980’ler başı ABD’sinde gerçekleşen gerçek bir FBI operasyonu üzerinden dönemin siyasal ve toplumsal bir portresini ortaya koyuyor. Filmin esas güçlerinden biri karakter yaratımı. David O. Russell’ın bu konudaki başarısını da net şekilde koyduğu bir film izliyoruz. Jennifer Lawrence da burada canlandırdığı Rosalyn Rosenfeld karakteriyle filme en tahmin edilmesi zor, en eğlenceli karakterlerinden birini veriyor.
American Hustle, dönemin çok sesli, çok karakterli, majör hikâyeleri kişisel dinamizmle yaklaşmaya çalışan The Wolf of Wall Street (2013) ve The Big Short (2015) gibi örneklerle birlikte anılmayı hak ediyor. Bolca ilginç karakteri, gerçek olayı yüksek tempolu bir anlatıyla izlediğiniz bir film bu. Kazandığı 10 Oscar adaylığıyla dikkat çekmiş ancak törenden eli boş dönmesiyle de ilginç bir anekdota imza atmıştı. Eğer Christian Bale, Amy Adams, Bradley Cooper gibi yıldızların yer aldığı, ilginç karakterlerle örülü bir suç öyküsü ilginizi çekiyorsa TV+ üzerinden filme ulaşabilir, 2 saat 18 dakikalık filmin keyfini çıkarabilirsiniz.
Listemizdeki üçüncü Jennifer Lawrence - David O. Russell ortaklığı ise sıradışı bir romantik komedi: Silver Linings Playbook (2012). Bradley Cooper ve Jennifer Lawrence’ı bir araya getiren film hayata tekrar katılmaya çalışan bir bipolar hastasının kendisine pek çok açıdan benzeyen biriyle tanışması ve beraber katıldıkları bir dans yarışmasını anlatıyor. İzleyebileceğiniz en farklı, yaralı insanlara şefkatle yaklaşan filmlerden biri Silver Linings Playbook. Jennifer Lawrence’ın kariyerindeki en iyi performanslardan biri olarak da dikkat çekiyor. Bu özellikleriyle listemizin ikinci sırasında.
Little Miss Sunshine’ın (2006) yüzünüzde bıraktığı tatlı tebessümü Crazy, Stupid, Love’ın (2011) kahkahasıyla birlikte düşünün, Silver Linings Playbook size böyle bir his verecek. Hâlâ izlememiş olanlara en sevdikleriyle birlikte izlenecek keyifli bir alternatif sunma özelliği barındıran bu film sinemayla kendini çok yormadan, rahat bir ilişki kuranların izleme listelerine ilk sıralardan girmeye aday. Jennifer Lawrence’ın daha önce bahsettiğimiz filmi Joy’daki duygusal, samimi karakter yaratımına çok benzeyen bir dokunuşu var bu filme. Gönlünüz rahat biçimde karşısına geçebileceğiniz filmlerden biri kesinlikle.
Listemizin ilk sırasında Jennifer Lawrence’ın esas çıkışını yaptığı film var: Winter's Bone (2010). Lawrence’ın henüz yirmi yaşında, adı az bilinen bir oyuncuyken rol aldığı bu coming-of-age filmi oyuncunun adını herkese duyurmuştu. Burada Amerikan taşrasında yaşayan genç ve yoksul bir kadını canlandıran Lawrence, performansıyla hem Altın Küre’ye hem de Oscar’a aday gösterilmiş ve tarihte En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ına aday gösterilmiş en genç ikinci kadın olmuştu. Esas olarak büyük bütçeli filmlerdeki rolleriyle tanıdığımız Jennifer Lawrence’ın çıkış noktasının bağımsız filmler ve dramatik dozu yüksek roller olduğunu belirtmemiz gerek.
Yönetmenliğini Debra Granik’in üstlendiği Winter's Bone, esas olarak genç bir kadının evsizlik tehlikesiyle karşı karşıya kalmış ailesini kurtarma mücadelesini anlatıyor. Amerikan toplumunun gerçeklerine dair oldukça sert ve akılda kalıcı bir hikâye anlatıyor. Film karakter odaklı bir yol tuttursa da yaratılan gerilim ve soğuk atmosfer aklınızda kalan unsurlar olacak. Frozen River (2008) ve Nomadland (2020) gibi Kuzey Amerika’daki yaşamın farklı noktalarına bakan filmlere benzeyen bir yaklaşım var burada. Dolayısıyla hem özgün senaryosu hem de başarılı oyunculuklarıyla listemizin ilk sırasına yerleşen film Winter's Bone oluyor. Güçlü ve gerçekçi bir hikâyeyi sakin bir gözle izlemekten keyif alacak herkese hitap edebilir. Bu filmi sevenler bir başka Debra Granik filmi Leave No Trace’e (2018) de mutlaka göz atmalı.

































