
A24 Yapımı En İyi 10 Fantastik Film
2010’lardan itibaren müthiş bir başarı yakalayan prodüksiyon şirketi A24, son olarak kült video oyunu Elden Ring’in Alex Garland imzalı bir uyarlamasına imza atacağını duyurdu. David Lowery’den Robert Eggers’e ve Daniel Kardeşlere günümüz sinemasının pek çok başarılı genç yönetmenini adeta “keşfeden” şirket, kataloğunda aynı zamanda Denis Villeneuve, Jonathan Glazer, Claire Denis ve Yorgos Lanthimos gibi auteurlerin filmlerine de yer veriyor.
Bu listemizde, Elden Ring uyarlamasından yola çıkarak A24 kataloğundaki diğer fantastik filmleri derledik. A24'ün fantastik türündeki en iyi 10 filmini nereden izleyeceğinizi bu sayfadan göz atabilir ve bu yapımları Türkiye’de hangi streaming platformlarında bulabileceğinizi kolayca öğrenebilirsiniz.
Fantastik türündeki en iyi 10 A24 filmini Türkiye’den çevrimiçi izleyin
A24 yapımı en iyi 10 fantastik filmi Türkiye’den nereden izleyebileceğinizi merak ediyorsanız doğru adrestesiniz. JustWatch ekibinin hazırladığı bu rehberi inceleyerek çeşitli streaming platformlarındaki kiralama, satın alma ve abonelik hizmetlerinden dilediğinizi seçebilirsiniz.
Denis Villeneuve imzalı Enemy, José Saramago’nun The Double romanından uyarlanan gerçeküstücü bir psikolojik gerilim. Başrolünde Jake Gyllenhaal’ın yer aldığı yapım, bir filmde kendine çok benzeyen bir adam gören ve onu takip etmeye başlayan bir üniversite hocasına odaklanıyor. Kafkaesk dünyası ve yapbozvari anlatı yapısıyla dikkat çeken film, özellikle devasa bir (hayali) örümceğin şehrin üzerinde Godzilla gibi gezdiği meşhur sahneleriyle dikkat çekiyor. Rüyayla gerçeğin iç içe geçtiği ve karakterimizin bilinçdışına doğru labirentvari bir yolculuğa çıktığımız film, bir tür “diktatörlük altında yaşam” alegorisi olarak da yorumlanmıştı. Prömiyerini 2013 Toronto Film Festivali’nde yapan filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Mélanie Laurent, Sarah Gadon ve Isabella Rossellini gibi isimler de yer alıyor.
Günümüz korku-gerilim sinemasının yetenekli genç yönetmenlerinden Robert Eggers imzalı The Witch, 17. yüzyılda geçen sıradışı bir cadı hikâyesi. New England’a yerleşen ve tuhaf doğaüstü güçler tarafından rahatsız edilen bir aileye odaklanan film, folklorik cadı anlatılarından ve efsanelerden beslenen folk horror türünde (“folklorik korku”) bir yapım. Yönetmen Eggers, filmin hazırlık sürecinde cadı olarak nitelendirilen kadınların geçmişiyle ilgili ayrıntılı bir araştırmaya girişmiş. Bu nedenle korku filmlerinde yalnızca bir arketip olarak gördüğümüz cadı figürünün çok daha farklı bir versiyonunu izliyoruz. Başrolünde son dönem Hollywood sinemasının yükselen yıldızlarından Anya Taylor-Joy’un yer aldığı film prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapmıştı.
Yeni filmi The Zone of Interest’le büyük ses getiren Jonathan Glazer’in bir önceki filmi Under the Skin, tuhaf bir korku-bilimkurgu. Film, bir genç kadının bedenini işgal eden ve geceleri erkekleri avlayarak öldüren dünya dışı bir varlığa odaklanıyor. Michel Faber’in aynı adlı romanından uyarlanan yapımın başrolünde ise ünlü yıldız Scarlett Johansson yer alıyor. Filme oldukça tekinsiz bir hava katan ve kurulan atmosferi bilimkurgudan ziyade korkuya çeviren müzikler ise Mica Levi’nın imzasını taşıyor. Johansson dışındaki oyuncuların çoğunun amatör olduğu ve bazı çekimler sırasında gizli kameraların kullanıldığı Under the Skin, pek çok eleştirmen tarafından 21. yüzyılın en iyi filmleri arasında gösteriliyor.
Yorgos Lanthimos’un en popüler filmleri arasında dikkat çeken The Lobster, kendine uygun bir eş bulamayan insanların hayvanlara dönüştürüldüğü tuhaf bir hikâye anlatıyor. Fantastik öğeler de barındıran bu kara komedi, tüm Lanthimos filmlerinde olduğu gibi insana ve insanlığa dair oldukça eleştirel ve karanlık bir bakışa sahip. Lanthimos’un senaryosunu bir kez daha Efthimis Filippou’yla birlikte kaleme aldığı filmin oyuncu kadrosunda ise Colin Farrell, Rachel Weisz, Olivia Colman ve Léa Seydoux gibi isimler yer alıyor. Prömiyerini yaptığı 2015 Cannes Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü’yla dönen The Lobster, aynı yıl En İyi Orijinal Senaryo dalında da Oscar adayı olmuştu.
Everything Everywhere All at Once filmleriyle dünya çapında müthiş bir başarı yakalayan yönetmenler Daniel Kwan ve Daniel Scheinert imzalı Swiss Army Man, bir adamla “ceset arkadaşı” arasındaki tuhaf ilişkiye odaklanıyor. Başrollerinde Paul Dano ve Daniel Radcliffe’in yer aldığı film, prömiyerini 2016 Sundance Film Festivali’nde gerçekleştirmişti. Özellikle prodüksiyon tasarımıyla beğeni toplayan Swiss Army Man, ıssız bir adada canına kıymak üzereyken gaz çıkaran bir cesetle karşılaşan ve onunla - belki hayali belki de gerçek - bir dostluk geliştirerek yeniden yaşama sevinci bulan Hank’in hikâyesini anlatıyor. Epeyce hızlandırılmış bir zaman algısı olan film, tıpkı Everything Everywhere All at Once’da olduğu gibi oldukça kalabalık ve kaotik bir dünya kuruyor.
A24’ün en karanlık filmlerinden biri olan A Ghost Story, seneler boyunca öldüğü evin içinde zamanın ve mekânın geçişine mahkum edilmiş bir hayalete odaklanıyor. Prömiyerini pek çok A24 filmi gibi 2017 Sundance Film Festivali’nde yapan David Lowery imzalı filmin başrollerinde ise Casey Affleck ve Rooney Mara yer alıyor. Lowery, filmdeki hayalet kostümü için hayalet dendiğinde aklımıza gelen ilk imgeyi baz alarak, göz yerine iki delik açılmış beyaz bir çarşaf kullanmıştı. Normalde “komik” olması beklenen bu imge, film boyunca gitgide zamanda asılı kalmış kayıp bir ruhun hüzünlü temsiline dönüşüyordu. Sıra dışı bir perili ev hikâyesi olarak da yorumlanabilecek olan film; yaşama, ölüme ve ölümden sonrasına dair oldukça melankolik - ve biraz da karamsar - bir bakışa sahip.
Fransız sinemasının usta yönetmenlerinden Claire Denis’nin bu sefer Amerikalı oyuncularla çalıştığı filmi High Life, bilimkurgu ve korku türlerini yönetmene has bir estetikle harmanlıyor. Fransız Yeni Aşırılığı akımının önemli temsilcilerinden, şiddet ve cinsellik dozu yüksek, sınırlarda gezinen filmleriyle tanınan Denis, High Life’ta bu sefer bir uzay gemisinin içinde geçen benzer bir dünya kuruyor. Başrollerinde Robert Pattinson, Juliette Binoche ve Mia Goth gibi isimlerin yer aldığı yapım, açılışını 2018 Toronto Film Festivali’nde yapmıştı. Bir bilimkurgu filminden beklediğimiz steril estetiği yıkan ve onun yerine çok daha karmaşık bir görsel dünya kuran High Life, idam cezasından kaçmak adına bir deneyde kobay olmayı tercih etmiş bir grup mahkuma odaklanıyor.
Beyazperdede son olarak aynı adlı klasikten uyarladığı Nosferatu’yu izlediğimiz Robert Eggers’ın yönettiği The Lighthouse, bir deniz fenerinde bekçilik yapan iki adama odaklanıyor. Uzun bir süre birbirlerinden başka kimseyi görmeyen iki adamın gitgide delirmesine - ya da doğaüstü güçler tarafından ele geçirilmesine - tanık olduğumuz bu tuhaf korku-gerilim, her şeyden önce müthiş bir karakter hikâyesi. Robert Pattinson and Willem Dafoe’nun canlandırdığı iki deniz feneri bekçisi, film boyunca sürekli olarak değişip dönüşen ve ikili bir arada kaldıkça evrilen bir ilişkiye sahip. İki insan arasında gelişebilecek her türlü ilişki dinamiğini bir fantastik-korku estetiği içerisinde resmeden Eggers, 19. yüzyılda geçen bu hikâyesini siyah - beyaz çekmeyi tercih etmişti.
İsmini esasen A24 yapımı A Ghost Story ile duyuran David Lowery imzalı The Green Knight, video oyunlarından beslenen anlatısı ve görsel tasarımıyla dikkat çeken Ortaçağ döneminde geçen bir fantastik film. 14. yüzyıla ait Sir Gawain and the Green Knight adlı şiirden uyarlanan filmin başrollerinde Dev Patel ve Alicia Vikander yer alıyor. Çekimlerinin büyük kısmı İrlanda’da gerçekleşen filmde, Cahir ve Charleville Şatoları da kullanılan gerçek mekânlar arasında. Lowery’nin prodüksiyon tasarımı konusunda Willow ve Excalibur gibi filmlerden esinlendiğini söylediği yapım; onur, sadakat ve dürüstlük gibi erdemlerin bildiğimiz anlamlarını tersine çevirerek bir tür anti-kahraman anlatısı kuruyor.
En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere toplam on dalda Oscar kazanarak tarihe geçen Everything Everywhere All at Once, fazlasıyla hızlı kurgusu ve takip etmesi oldukça zor (ve eğlenceli) paralel evren hikâyesiyle dört başı mamur bir “hızlı sinema” örneği. İsimlerini yine benzer derecede kaotik ve deneysel bir anlatı kuran Swiss Army Man’le duyuran Daniel Kwan ve Daniel Scheinert imzalı filmin başrollerinde, bu performanslarıyla Oscar’a layık görülen Michelle Yeoh ve Ke Huy Quan yer alıyor. Bilgisayar oyunlarından sosyal medyaya, günümüzün görsel-işitsel dünyasını belirleyen pek çok farklı medyadan esinlenen film, paralel evren anlatısı üzerinden farklı film biçim ve türlerine de referanslarda bulunuyor.































